TÜRKÇE - DİYANET MEALİ
( DİYANET MEALİ )
15 - Hicr
Bismillahirrahmânirrahîm
        
Mekke döneminde inmiştir. 99 âyettir. Sûre, adını 80. âyette geçen
76. O şehrin kalıntıları hâlâ mevcut olan bir yol üstünde duruyor.
77. Şüphesiz bunda inananlar için bir ibret vardır.
78. "Eyke" halkı da şüphesiz zalim idiler.
74. Hemen onların altını üstüne getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
75. Şüphesiz bunda düşünüp görebilen kimseler için ibretler vardır.
73. Derken güneşin doğuşu sırasında o korkunç uğultulu ses onları yakalayıverdi.
71. Lût: "İşte kızlarım. Eğer yapacaksanız (onlarla evlenebilirsiniz)" dedi.
72. (Melekler Lût'a:) "Ömrüne andolsun ki onlar (şehvetten) gözleri dönmüş halde sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlar (Bu durumda asla seni dinlemezler)" dediler.
69. "Allah'a karşı gelmekten sakının, beni utandırmayın" dedi.
70. Onlar, "Biz seni insanlarla ilgilenmekten menetmemiş miydik" dediler.
67. Şehir halkı sevinerek geldiler.
68. Lût dedi ki: "Şüphesiz bunlar benim misafirlerimdir. Sakın beni rezil etmeyin."
66. Ona şu durumu kesin olarak bildirdik: "Sabaha çıkarken onların sonu kesilmiş olacak."
63. Dediler ki: "Evet, fakat biz sana (kavminin) şüphe etmekte olduğu azabı getirdik."
64. "Biz sana gerçeği getirdik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz."
65. "Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından git. Hiçbiriniz arkaya bakmasın. Emrolunduğunuz yere (doğru) geçin gidin."
59, 60. Lût'un ailesi başka (Onlar suçlu değillerdir). Lût'un karısı dışında onların hepsini kurtaracağız. Biz onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik."
61, 62. Elçiler (melekler) Lût'un ailesine gelince Lût onlara, "Gerçekten siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.
57. İbrahim, "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi.
58. Şöyle dediler: "Şüphesiz biz suçlu bir millete gönderildik.
55. "Biz sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma" dediler.
56. Dedi ki: "Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?"
53. Onlar, "Korkma, biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" dediler.
54. İbrahim, "Bana yaşlılık gelip çatmış iken beni mi müjdeliyorsunuz? Bana neyi müjdeliyorsunuz?" dedi.
52. Hani misafirler İbrahim'in yanına girmiş ve "Selam" demişlerdi. O da, "Gerçekten biz sizden korkuyoruz" demişti.
51. Onlara İbrahim'in misafirlerinden de haber ver.
49, 50. Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber ver.
48. Onlara orada hiçbir yorgunluk dokunmaz, onlar oradan çıkarılacak da değillerdir.
46. Onlara, "Girin oraya esenlikle, güven içinde" denilir.
47. Biz onların kalplerindeki kini söküp attık. Artık onlar sedirler üzerinde, kardeşler olarak karşılıklı otururlar.
43. Şüphesiz cehennem, onların hepsinin buluşacağı yerdir.
44. Onun yedi kapısı vardır ve her kapıya onlardan bir grup ayrılmıştır.
45. Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, cennetler içinde ve pınarlar başındadır.
39, 40. İblis, "Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım" dedi.
41, 42. Allah, "İşte bu bana ulaştıran dosdoğru yoldur. Azgınlardan sana uyanlar dışında, kullarım üzerinde senin hiçbir hakimiyetin yoktur" dedi.
37, 38. Allah da, "O halde sen vakti (yalnızca benim tarafımdan) bilinen güne (kıyamete) kadar mühlet verilenlerdensin" dedi.
36. İblis: "Rabbim! Öyle ise onların tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver" dedi.
34, 35. Allah, "Öyleyse çık oradan, çünkü sen kovuldun. Şüphesiz hesap gününe kadar lânet senin üzerinedir" dedi.
33. İblis dedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş balçıktan yarattığın insan için saygı ile eğilemem."
32. Allah, "Ey İblis! Saygı ile eğilenlerle beraber olmamandaki maksadın ne?" dedi.
30. Bunun üzerine bütün melekler saygı ile eğildiler.
31. Ancak İblis, saygı ile eğilenlerle beraber olmaktan kaçındı.
27. Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık.
28, 29. Hani Rabbin meleklere, "Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin" demişti.
26. Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan yarattık.
25. Şüphesiz senin Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
23. Hiç şüphesiz biz diriltir, biz öldürürüz ve biz (her şeye gerçek) varisleriz
24. Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, sonraya kalanları da.
22. Rüzgârları da aşılayıcı olarak gönderip yukarıdan su indirerek sizi onunla suladık. Onu toplayıp depolayan da siz değilsiniz.
19. Yeri de yaydık, ona sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü (bir biçimde) her şeyi bitirdik.
20. Orada hem sizin için, hem de sizin rızık vermediğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik.
21. Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz.
18. Ancak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ateş takip etmektedir.
17. Onu kovulmuş her şeytandan koruduk.
16. Andolsun, biz gökte burçlar yaptık ve onu, bakanlar için süsledik.
15. Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıkmaya koyulsalar yine "Gözlerimiz döndürüldü, biz herhâlde büyülenmiş bir toplumuz" derlerdi.
14, 13. Önceki milletlerin (helakine dair Allah'ın) kanunu geçmiş iken onlar buna (Kur'an'a) inanmazlar.
10. Ey Muhammed! Andolsun, senden önceki topluluklara da peygamber gönderdik.
11. Onlar kendilerine gelen her peygamberle alay ediyorlardı.
12. Aynı şekilde (onların tutumlarına uygun olarak) biz onu suçluların kalbine sokarız.
9. Şüphesiz o zikri (Kur'an'ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.
7. "Eğer doğru söyleyenlerden isen bize melekleri getirsene!"
8. Biz melekleri ancak hak ve hikmete uygun olarak indiririz. O zaman da onlara mühlet verilmez.
6. Dediler ki: "Ey kendisine Zikir (Kur'an) indirilen kimse! Sen mutlaka delisin!"
5. Hiçbir toplum ecelini geçemez ve ondan geri de kalamaz.
4. Helâk ettiğimiz her memleketin mutlaka bilinen bir yazısı (belli vakti) vardır.
3. Bırak onları yesinler (içsinler), yararlansınlar; emelleri onları oyalayadursun. İleride (gerçeği) bilecekler.
1. Elif Lâm Râ. Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur'an'ın âyetleridir.
2. İnkar edenler, "Keşke müslüman olsaydık" diye çok arzu edeceklerdir.
79. Onlardan da intikam aldık. İkisi de (Lût kavminin yaşadığı Sodom ile Şuayb kavminin yaşadığı Eyke) belirgin bir anayol üzerinde idiler.
80. Andolsun, Hicr halkı da peygamberleri yalanlamıştı.
81. Biz onlara âyetlerimizi vermiştik de onlardan yüz çevirmişlerdi.
82. Onlar güven içinde dağlardan evler yontuyorlardı.
83. Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç uğultulu ses yakalayıverdi.
84. Kazanmakta oldukları şeyler kendilerine bir fayda vermedi.
85. Biz gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları ancak hakka ve hikmete uygun olarak yarattık. Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Sen şimdi güzel bir şekilde hoşgörü ile muamele et.
86. Şüphesiz, Rabbin hakkıyla yaratanın (ve herşeyi) bilenin ta kendisidir.
87. Andolsun, biz sana tekrarlanan yedi âyeti ve büyük Kur'an'ı verdik.
88. Kafirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve mü'minlere (şefkat) kanadını indir.
89. De ki: "Gerçekten ben, apaçık bir uyarıcıyım."
90. Nitekim biz kendi kitaplarını parçalara ayıranlara da (kitap) indirmiştik.
91. Ki onlar, (bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar ederek) Kur'an'ı da parça parça edenlerdir.
92, 93. Rabbine andolsun, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka soracağız.
94. Ey Muhammed! Şimdi sen, sana emrolunanı açıkça ortaya koy ve Allah'a ortak koşanlara aldırış etme.
95, 96. Şüphesiz biz, Allah ile beraber başka ilah edinen alaycılara karşı sana yeteriz. İlerde bilecekler.
97. Andolsun, onların söyledikleri şeylerden dolayı göğsünün daraldığını biliyoruz.
98. O halde Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt) ve secde edenlerden ol.
99. Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.